Konular 4
NOT: KONULAR AYRAÇ İLE AYRILMIŞTIR.

1) Simple Past Tense ve Present Perfect Tense / Part 1 / Karşılaştırması - 1.Bölüm

Simple Past Tense ve Present Perfect Tense / Part 1
Karşılaştırması - 1.Bölüm

İngilizce'de geçmişte bir işin ne zaman yapıldığı önemli ise"Simple Past Tense"kullanılır. Bu geçmiş zaman, çok eski bir tarih olabileceği gibi, bir dakika öncesi de olabilir.

Geçmişte bir işin, konuştuğumuz ana kadar yapılıp yapılmadığı önemli ise "Present Perfect Tense" kullanılır. Bu iş, çok eskiden yapılmış veya yeni yapılmış olabilir. Hiç bir zaman sınırlaması yoktur. 

Have you washed my shirt?         (Present  Perfect Tense)
Gömleğimi yıkadın mı?  

Yes, I have washed your shirt.     (Present Perfect Tense)
Evet, gömleğini yıkadım.  

Gömleğe dokundunuz ve ıslak olduğunu farkettiniz. Şimdi tekrar soruyorsunuz. 

When did you wash it?                 (Simple Past Tense)
Onu ne zaman yıkadın?  

I washed it two hours ago.          (Simple Past Tense)
İki saat önce yıkadım.

 

2) Simple Past Tense ve Present Perfect Tense / Part 2 / ile Örnek Cümleler - 2.Bölüm

Simple Past Tense ve Present Perfect Tense / Part 2
ile Örnek Cümleler - 2.Bölüm

Present Perfect Tense'i, Simple Past Tense ile şöyle bir örnekle bir kez daha karşılaştıralım. 

I am going to clean the blackboard.
Karatahtayı temizleyeceğim. 

What am I going to do?
Ben ne yapacağım? 

You are going to clean the blackboard.
Siz karatahtayı temizleyeceksiniz. 

What am I doing now?
You are cleaning the blackboard. 

Am I still cleaning it?
Ben hala onu temizliyor muyum? 

Yes, you are still cleaning it.
Evet, siz onu hala temizliyorsunuz. 

Have I cleaned the blackboard?      (Present Perfect Tense)
Ben karatahtayı temizledim mi? 

Yes, you have cleaned it.                (Present Perfect Tense)
Evet, siz onu temizlediniz. 

What have I done?                          (Present Perfect Tense)  
Ben ne yaptım?

You have cleaned the blackboard.  (Present Perfect Tense)
Siz karatahtayı temizlediniz. 

How is the blackboard now?
Karatahta şimdi nasıldır? 

It is clean.
O temizdir. 

Şimdi dikkat edelim.

When did I clean the blackboard?      (Simple Past Tense)
Ben karatahtayı ne zaman temizledim? 

You cleaned it one minute ago.         (Simple Past Tense)
Siz onu bir dakika önce temizlediniz.

Son soruya kadar hep temizleme işinin yapılıp yapılmadığı önemli idi. Fakat son soruda işin yapılıp yapılmadığı değil, ne zaman yapıldığı önemlidir. Çünkü yapıldığı bellidir. Fakat ne zaman yapıldığı sorulmaktadır Böyle olunca cümleyi Simple Past Tense kurduk.
Böylece bir kere daha anlıyoruz ki, bir işin yapılıp yapılmadığı önemli ise Present Perfect Tense, ne zaman yapıldığı önemli ise Simple Past Tense ile cümle kurmamız gerekir. İşte aynı anlamda gibi görünen Present Perfect Tense ile Simple Past Tense arasındaki çok önemli fark budur.

 

3) Present Perfect Continuous Tense / Part 1 / İngilizce geçmişte devamlılık - 1.Bölüm

Present Perfect Continuous Tense / Part 1
İngilizce geçmişte devamlılık - 1.Bölüm

Present Perfect Continuous Tense / İngilizce geçmişte devamlılık belirten zaman 

İngilizce'de “Present Perfect Continuous Tense” bir işin şimdiye kadar yapıldığını ve şu anda da devam ettiğini anlatır. 

“Present Perfect Continuous Tense” cümleleri kurabilmek için özneden sonra “have” yardımcı fiili ve daha sonra “to be” yardımcı fiilinin üçüncü şekli ve asıl fiilin + ing almış hali getirilir. 

Özne 1. yardımcı fiil 2. yardımcı fiil Asıl fiil + ing
I
have
been
working
Ben çalışmaktayım.
 

I have been walking all afternoon.
Bütün öğleden sonra yürümekteyim.  

He has been studying English since 2 o’clock.
O, saat 2’den beri İngilizce çalışmaktadır.  

They have been travelling since last month.
Onlar geçen aydan beri seyahat etmektedirler.  

He has been teaching English for five years.
O, beş yıldır İngilizce öğretmektedir. 

He has been working there for a long time.
O, orada uzun zamandan beri çalışmaktadır.

 

4) Present Perfect Continuous Tense ' ın / Part 2 / Olumsuz ve Soru Şekli - 2.Bölüm

Present Perfect Continuous Tense ' ın / Part 2
Olumsuz ve Soru Şekli - 2.Bölüm

“Present Perfect Continuous Tense” ile olumsuz cümle kurarken, “have” yardımcı fiilinden sonra “not” eki getirilir.  

I have not been working here for five years.
Ben beş yıldan beri burada çalışmakta değilim.  

It has not been raining for three hours.
Üç saattir yağmur yağmamaktadır. 

“Present Perfect Continuous Tense” ile soru cümlesi kurarken “have” yardımcı fiili başa alınır.  

Has she been swimming for twenty minutes?
O, yirmi dakikadan beri yüzmekte midir? 

Have you been sitting on the wall for two hours?
İki saatten beri duvarın üzerinde oturmakta mısınız? 

 

5) ''Present Perfect Continuous Tense'' ile ''Present Perfect Tense 'ın'' / Part 3 / Karşılaştırması - 3.Bölüm

''Present Perfect Continuous Tense'' ile ''Present Perfect Tense 'ın'' / Part 3
Karşılaştırması - 3.Bölüm

“Present Perfect Continuous Tense” ile “Present Perfect Tense”in Karşılaştırması 

I have written. (Present Perfect Tense)
Yazdım. (Yazmış bulunuyorum.)  

I have been writing. (Present Perfect Continuous Tense)
Yazmaktayım. 

What have you been doing?
Ne yapmaktasın?  

I have been working.
Çalışmaktayım.  

Present Perfect Tense ile,

What have you done?
Ne yaptın?  

Diye sorulduğunda karşımızdakinin yaptığı Işin sonucu ile ilgileniliyor demektir. Fakat, 

Present Perfect Continuous Tense ile,

What have you been doing?
Ne yapmaktasın? 

Diye sorulduğunda ise onun vaktini ne yaparak geçirdiği ile ilgileniliyor demektir.  

He has lived here for five months. (Present Perfect Tense)
O, burada beş ay yaşadı.  

He has been living here for five months. (Present Perfect Continuous Tense)
O, burada beş aydır yaşamaktadır.   

  1. Örnekte konuştuğunuz anda, yapılan iş bitmiş bulunuyor.
  2. Örnekte ise, iş şimdiye kadar yapılmış ve hâlâ devam etmektedir. 

I have poured one cup of olive oil into the pan in order to fry potatoes.
Patatesleri kızartmak için tavaya bir fincan zeytinyağı döktüm.  

I have been pouring one cup of olive oil into the pan in order to fry potatoes.
Patatesleri kızartmak için tavaya bir fincan zeytinyağı dökmekteyim. 

Birinci örnekte “tavaya bir fincan yağ döktüm, yetti” anlamı çıkıyor. İkinci örnekte ise “durmadan yağ koyuyorum” anlamı çıkıyor.  

He has lived in İstanbul for many years.
O, birçok yıllar İstanbul’da yaşadı. (şimdi başka yerdedir.)  

He has been living in İstanbul for many years.
O, birçok yıldan beri İstanbul’da yaşamaktadır. (halen İstanbul’dadır.) 

I have been sitting in the room for an hour.
Bir saattir odada oturmaktayım. 

How long have you been studying English?
Ne kadar zamandır İngilizce çalışmaktasınız?  

I have been studying English for three years.
Üç yıldır İngilizce çalışmaktayım. 

How long has it been raining?
Ne kadar zamandır yağmur yağıyor? (yağmaktadır?) 

It has been raining for two hours?
İki saattir yağmur yağıyor. (yağmaktadır.)  

The baby has been crying ever since she got up.
Bebek kalktığından beri ağlamaktadır.  

Burada “ever” kelimesi “since”in anlamını kuvvetlendirmektedir. Söyleyene zamanın çok uzun gibi geldiğini anlatıyor.

How long have you been waiting?
Ne kadar zamandan beri beklemektesiniz?  

I have been waiting ever since lunch.
Öğle yemeğinden beri beklemekteyim.

 

6) Past Perfect Tense / Geçmiş Zaman

Past Perfect Tense
Geçmiş Zaman

Past Perfect Tense / İngilizce'de Belli Bir Tarihten Daha Önceki Bir Olayı Anlatan Geçmiş Zaman

İngilizce'de "Past Perfect Tense" geçmişte belirli bir tarihten daha önce yapılmış olan olayları anlatır. 

"Past Perfect Tense" cümleleri kurarken  "Present Perfect Tense" de olduğu gibi “to have” yardımcı fiilinden faydalanırız. Ancak “to have” yardımcı fiilinin “past”ı olan “had”i ve asıl fiilin 3. şeklini kullanırız. Şimdi  "Past Perfect Tense"in yapısını bir tablo halinde görelim.
 
Özne To have fiilinin 3.hali Yardımcı fiilin "past" hali
I
had
written
Ben yazmıştım.
 
I had written.
Ben yazmıştım.
You had written. Sen yazmıştın.
He had written. O, yazmıştı.
She had written. O, yazmıştı.
We had written. Biz yazmıştık.
You had written. Siz yazmıştınız.
They had written. Onlar yazmışlardı.


“The Past Perfect Tense” geçmişte belli bir zamandan önce olan olayları anlattığı için, genellikle “The Simple Past Tense” bir cümle ile bağlı olarak kullanılır.
 
Bir iş, geçmişte belirli bir olaydan önce yapılmışsa, fakat belirli bir tarihi yoksa bu işi, “The Past Perfect Tense” ile anlatılır.

I had left Antalya before Ayşe arrived in Antalya.
Ayşe Antalya’ya varmadan önce ben Antalya’dan ayrılmıştım. 

Ayşe’nin Antalya’ya gelmesi geçmişte belirli bir tarihte olmuştur. Bu sebepten “The Simple Past Tense” bir cümle ile anlatılır. Benim Antalya’dan ayrılış tarihim ise önemli değil. Önemli olan Ayşe gelmeden önce olmasıdır. Bu yüzden “The Past Perfect Tense” bir cümle ile anlatılır ve bu iki cümle “before” bağlacı ile birbirine bağlanır. 

I had eaten the apples before you came in.
Sen içeri girmeden önce ben elmaları yemiştim. 

We had prepared their rooms before they came.
Onların odalarını, onlar gelmeden önce hazırlamıştık. 

Had you finished your homework before you went out?
Dışarı çıkmadan önce ev ödevlerini bitirmiş miydin?

She had washed the dishes before her mother came home.
Annesi eve gelmeden önce o, tabakları yıkamıştı. 

Ayşe went to post office after she had written the letter.
Ayşe mektubu yazdıktan sonra postaneye gitti. 

When I met her the rain had stopped.
Ona rastladığım zaman yağmur durmuştu.

 

7) Subordinate Conjuctions / İngilizce Yan Bağlar

Subordinate Conjuctions
İngilizce Yan Bağlar

Aşağıda gördüğünüz kelimeler, İngilizce'de birer “subordinate conjunction” (yan bağ) dırlar. Yani tam bir cümleyi bozup yan cümle yapan, yan bağlardır. Bir yan bağ, tam bir cümleyi, yan cümle şekline yani, bağımlı cümle şekline çevirir.

 
if
eğer
when
ki o zaman
while
iken
just as
o anda
as soon as
olur olmaz
until
-e kadar
although
rağmen
before
önce
after
sonra

You study hard.
Siz sıkı çalışırsınız. 

Bu cümlede özne var, fiil var, anlamı da tam. Halbuki bunun başına bir yan bağ getirilirse “when, although, if” gibi, o zaman bunun anlamı tamlıktan yanlığa, bağımsızlıktan bağımlılığa dönüşür. 

When you study hard,
Sen sıkı çalıştığın zaman 

Although you study hard,
Sıkı çalışmana rağmen, 

If you study hard,
Eğer sıkı çalışırsan, 

Bu cümlelerde özne var, fiil var fakat anlam tam değil. Yani bağımsız değil. İşte bu cümlelere “subordinate clause” denir ve bu cümleler tek başlarına tam bir anlam taşıyamadıklarına göre, bunların bir tam cümle ile birlikte kullanılmaları gereklidir. Bunlara bağlanacak tam cümle, bu bağlı cümlelerin başına veya sonuna gelebilir.

 

8) If

If

If kelimesi eğer anlamına gelir. 

If you study hard, you will pass your examination.
Eğer sıkı çalışırsan sınavını geçeceksin.                            Veya, 

You will pass your examination if you study hard.
Eğer sıkı çalışırsan sınavını geçeceksin.                            (Türkçe yine aynıdır.) 

If you are afraid of a dog you cannot enter our house.
Eğer köpekten korkuyorsan bizim eve giremezsin. 

If you are very tired you must sleep early tonight.
Eğer çok yorgunsanız bu akşam erken uyumalısınız.

 

9) When

When

When kelimesi soru cümlesinin başında kullanıldığı zaman soru zarfıdır. Ne zaman anlamını taşır. 

When did you go?
Ne zaman gittiniz?          gibi. 

Buradaki “when” bir yan bağdır ve “ki o zaman” anlamı taşımaktadır.

 “When” ile cümleler: 

When you freeze water it becomes ice.
Suyu dondurduğunuz zaman buz olur. 

When you melt the ice it becomes water.
Buzu erittiğiniz zaman su olur. 

When we boil water it becomes steam.
Suyu kaynattığımız zaman buhar olur. 

Bu cümleler “The Simple Present Tense” idi. “When” bir “ The Simple Past Tense” cümle ile bağladığında cümle de “Simple Past Tense”, “Past Continuous Tense” veya “ The Past Perfect Tense” olur. 

Ali broke his leg when he jumped over the wall.
Ali duvardan atladığı zaman bacağını kırdı. 

Ayşe had lost her bag when I met her.
Ayşe’ye rastladığım zaman o, çantasını kaybetmişti. 

The sun was shining when I got up this morning.
Bu sabah ben kalktığım zaman güneş parlıyordu. 

When we arrived in Ayvalık the sun was setting.
Biz Ayvalık’a vardığımızda güneş batıyordu.

 

10) While - Just As

While - Just As

While

Bağlı cümledeki iş süreklilik gösteriyorsa “when” yerine “while” ile bağlamak daha uygun olur. 

Örneğin, uyumak, yüzmek, gezmek gibi işler devamlılık gösterir. Açmak, düşmek, kırmak gibi işler ise aniden olur. Aniden olan işleri “when” ile, yavaş yavaş olan yani süreklilik gösteren işleri ise “while” ile bağlamak daha uygun olur. 

I was listening to the radio while Ayşe was sleeping.
Ayşe uyurken ben radyo dinliyordum. 

You were going while I was coming.
Ben gelirken sen gidiyordun. 

What was she doing while we were feeding the chickens?
Biz tavuklara yem verirken o ne yapıyordu? 

Just as

Bir işin tam o anda yapıldığını gösterir. 

The accident happened just as we were entering the hotel.
Kaza tam biz otele girerken oldu. 

This e-mail came just as I was leaving my office.
Ben tam büromdan çıkarken bu e-posta geldi. 

 

11) As Soon As, Till-Until

As Soon As, Till-Until

 

As soon as

 

Hareketi çabuklaştırır. 

We telephoned as soon as we saw the fire.
Yangını görür görmez telefon ettik. 

I fell in love with Ayşe as soon as I saw her.
Ayşe’yi görür görmez aşık oldum. 

I will read this book as soon as I can.
Bu kitabı okuyabildiğim kadar çabuk okuyacağım.

I received your e-mail and I came as soon as possible.
E-postanı aldım ve mümkün olduğu kadar çabuk geldim. 


 

Till-Until

 

 
from ( + zaman adı)
+
till ( + zaman adı)
 
Formülü yalnız zaman için kullanılır. 

Yesterday I walked from one o’clock till seven o’clock.
Dün saat birden yediye kadar yürüdüm. 

Yukarıdaki formülü yer adı söyleyerek kullanamayız. Bir yerden bir yere gittiğimizi söylerken formül şöyledir.
 
from ( + yer adı)
+
to ( + yer adı)

Yesterday I walked from Karaköy to Şişli.

Dün Karaköy’den Şişli’ye yürüdüm.
 
“till” den sonra bir zaman adı söylenmelidir. Fakat “until”den sonra bir cümle söylenmelidir.
till (+ zaman adı) 

Everyday I work till 6 o’clock.
Her gün saat 6’ya kadar çalışırım. 

untill (+ cümle) 

Everyday I work until Ali comes.
Her gün Ali gelinceye kadar çalışırım.

 

12) Although-Before

Although-Before



Although
 
 
Rağmen anlamına gelir. 

Although I studied very hard I couldn’t pass the exam.
Çok sıkı çalışmama rağmen sınavı geçemedim. 

Although it is raining I will come to your party.
Yağmur yağmasına rağmen toplantınıza geleceğim. 


Before
 

“ The Past Perfect Tense” cümleler geçmişte belirli bir zamanda olan bir olaydan daha önce yapılan İşleri anlattığı için, bağlı oldukları “ The Simple Past Tense” cümleler genellikle önce anlamına gelen “before” yan bağı ile bağlanırlar. 

I had seen her before she went.
Ben onu, o gitmeden önce görmüştüm. Veya, 

Before she went I had seen her.
O, gitmeden önce ben onu görmüştüm. 

I had cooked the soup before my mother came home.
Annem eve gelmeden önce ben çorbayı pişirmiştim. 

 

13) After

After


After

“After” da aynı “before” gibi kullanılan bir yan bağdır. 

After I cleaned the blackboard I left the room.
Kara tahtayı temizledikten sonra odayı terk ettim.

She went out after she had finished her work.
O, İşini bitirdikten sonra dışarı çıktı. 

“Subordinate Conjunction” larla bağlanan cümlelerin “Tense”leri birbirleri ile bir uyum halinde bulunur. Eğer bağlı cümle “The Present Tense” grubundan bir cümle ise, asıl cümle de “The Present Tense” grubundan bir cümle olmalıdır. Eğer bağlı cümle “Past Tense” grubundan bir cümle ise, asıl cümle de “Past Tense” grubundan bir cümle olmalıdır. “Future Tense” cümleler daima “The Present Tense” cümleler ile bağlantı yapabilirler. 

I go as soon as Ali comes.
Ali gelir gelmez ben giderim. 

I will go as soon as Ali comes.
Ali gelir gelmez ben gideceğim. 

I went as soon as Ali came.
Ali gelir gelmez ben gittim.

He will fall asleep as soon as he lies down.
O, yatar yatmaz uykuya dalacak. 

He fell asleep as soon as he lay down.
O, yatar yatmaz uykuya daldı.

 

14) Gerund-Participle / İngilizce Fiilimsiler

Gerund-Participle
İngilizce Fiilimsiler

İngilizce'de bazen fiiller, cümle içinde fiil olarak değil de, isim, sıfat ya da zarf olarak kullanılıyorlar. Örneğin, yazma, yazış, gelen, gelerek gibi sözcükler. İngilizce'de Gerund adı verilir, Gerund'larTürkçe dil bilgisinde fiilimsiler olarak tanınır. İngilizce’de de fiillerin “-ing” takısı almış halleri bu işi görürler. Bir fiilin sonuna “-ing” takısı getirerek, yazılışı ve okunuşu aynı fakat anlamları farklı üç kelime elde edilir.   

1- writing: yazma, yazış (isim olarak kullanılır.)  
 
2- writing: yazan (sıfat olarak kullanılır.)  
 
3- writing: yazarak (zarf olarak kullanılır.)   

1-Bunlardan birincisi isim olarak kullanılır. Bunlara isim fiil “the gerund” adı verilir. 

My hat is better than your hat.
Benim şapkam, senin şapkandan iyidir.  

Cümlesinde “hat” (şapka) kelimesi bir isimdir. Onu kaldırıp yerine “writing” kelimesini kullanıldığında;  

My writing is better than your writing.
Benim yazım, senin yazından iyidir.  

Ali is good at writing letters.
Ali mektup yazmakta iyidir.  

Are you interested in singing songs?
Şarkı söylemekle ilgilenir misiniz?   

Fat people prefer sitting to running.
Şişman insanlar oturmayı koşmaya tercih ederler.   

2-İkincisi sıfat olarak kullanılır ve sıfat fiil “the participle” adını alır.  

sleeping beauty uyuyan güzel
running water akarsu
rolling stone yuvarlanan taş   

A barking dog never bites.
Havlayan köpek asla ısırmaz.  

A rolling stone gathers no moss.
Yuvarlanan taş yosun tutmaz. 

3-Üçüncüsü ise zarf olarak kullanılır.  

She missed the bus by walking slowly.
O, yavaş yürüyerek otobüsü kaçırdı.    

He wasted all his time by sleeping under the tree.
O, bütün vaktini ağaç altında uyuyarak ziyan etti.  

 

15) Infinitives / Part 1 / İngilizce Mastarlar - 1.Bölüm

Infinitives / Part 1
İngilizce Mastarlar - 1.Bölüm

Mastarlar Türkçe’de fiilleri tarif ederken kullanılan “gelmek”, “gitmek”, “okumak” gibi fiilin “-mek”, “-mak” eki ile beraber kullanılan ve cümlede isim gibi görev yapan şeklidir. İngilizce’de bunlara “infinitive”ler adı verilir.   

Örneğin, “to go, to come, to read”. Bunlar cümle içinde özne veya nesne görevi yaparlar. Fiil gibi değil, isim gibi düşünülmelidirler.   

I want an apple.
Bir elma isterim.  

Bu örnekte “direct object” yerinde bulunan isim “apple”dır. 

Bunu kaldırıp bunun yerine bir “infinitive” konursa;
 

I want to swim.
Yüzmek isterim.  

I want to travel.
Seyahat etmek isterim.   

I want to sleep.
Uyumak isterim.  

infinitive”lerin cümlede özne olarak kullanılışı;   

Butter is very useful for children.
Tereyağ çocuklar için çok faydalıdır.  

Bu cümlenin öznesi yerindeki “butter”ın yerine bir “infinitive” konulabilir.  

To swim is very useful for children.
Yüzmek çocuklar için çok faydalıdır. 

Unutmayınız mastar yani “infinitive”ler “to” ile birlikte olduklarından bunlar fiil gibi kullanılamazlar. Bunlar fiillerin ham maddesi gibidirler. Ancak -mek, -mak anlamına gelen “to” kaldırılınca fiil olurlar.  

I like to study English.
İngilizce çalışmaktan hoşlanırım.   

My father forgets to take his key everyday.
Babam hergün anahtarını almayı unutur. 

Would you like to visit the museum?
Müzeyi ziyaret etmekten hoşlanır mısınız?  

Would you like to take a cup of coffee?
Bir fincan kahve ister miydiniz? 

Do you want to leave early?
Erken ayrılmak ister misiniz?   

We hope to learn English this year.
Bu sene İngilizce öğrenmeyi ümit ediyoruz.  

Please try again to telephone your father.
Lütfen babanıza telefon etmeyi tekrar deneyin.  

Will you help me to move the table?
Masayı çekmeme yardım eder misiniz?

16) Infinitives / Part 2 / İngilizce Mastarlar - 2.Bölüm

Infinitives / Part 2
İngilizce Mastarlar - 2.Bölüm

Türkçe’de daha çok dilek ve istek bildirmek için kullanılan bir çatı kurmak için gerekli olan özne ve nesne durumundaki zamirler aşağıda liste halinde verilmiştir.

 
Özne durumunda bir zamir







+ verb +
(fiil)

 
 
Nesne durumunda bir zamir







+ infinitive
(mastar)

 
 
I
me
you
you
he
him
she
her
it
it
we
us
you
you
they
the
 
 

I have told them to come.
Onlara gelmelerini söyledim.  

Will you invite him to come to our party?

Onu bizim partiye gelmesi için davet edecek misiniz? 

Who begged my mother to cook spinach?
Ispanak pişirmesi için anneme kim yalvardı?  

The doctor advised me to drink orange juice.
Doktor portakal suyu içmemi tavsiye etti.   

My father wants me to be a doctor.
Babam doktor olmamı ister.  

Ayşe’s mother must not allow her to swim in winter.
Ayşe’nin annesi onun kışın yüzmesine müsade etmemelidir. 

I asked my sister to help me.
Kızkardeşimden bana yardım etmesini istedim. 

Will they help you to push the car?
Onlar senin arabayı itmene yardım edecekler mi?   

Tell him not to open the door.
Ona kapıyı açmamasını söyle.  

Tell him to open the door.
Ona kapıyı açmasını söyle.  

Ask him to tell you his name.
Onun size ismini söylemesini isteyiniz.  

I let the bird fly.
Kuşu uçurdum. (salıverdim)  

NOT: Cümlede fiil “let” olduğu zamaninfinitive” kesinlikleto” almaz veto” almadan kullanılır.  

I will not let them fight.
Bırakmayacağım, kavga etsinler.   

Let them swim.
Bırak yüzsünler.  

You always speak, let me speak a little.
Daima sen konuşursun (konuşuyorsun), bırak biraz ben konuşayım.  

Let him cry.
Bırak onu, ağlasın.  

Let us go.
Haydi gidelim.  

NOT: Let us “haydi” anlamına kullanılır. 

17) Infinitives / Part 3 / İngilizce Mastarlar - 3.Bölüm

Infinitives / Part 3
İngilizce Mastarlar - 3.Bölüm

I made him laugh.
Onu güldürdüm.   

That play made me think.
Bu oyun beni düşündürdü.   

The photographer made the child laugh.
Fotoğrafçı, çocuğu güldürdü.  

“Make” fiilinin bir özelliği: Kendisinden sonra “to”suz bir “infinitive”in yerine bir sıfat veya sıfat yerine geçen birpast participle” kullanılabilir.  

That lesson made me tired.
Şu ders beni yordu.  

A lot of butter will make you fat.
Çok tereyağ seni şişmanlatacak.  

“ Because of“ tan sonra bir isim veya isim yerinegerund“ gelir. Fakat “because”dan sonra bir cümle gelmelidir.  

I went to İzmir because of love.
Aşk yüzünden İzmir’e gittim.   

I went to İzmir because Ayşe lives there.
Ayşe orada yaşadığı için İzmir’e gittim.

They couldn’t come here because of the rain.
Onlar yağmur yüzünden buraya gelemediler.   

They could’t come here because it began to rain.
Onlar buraya gelemediler, çünkü yağmur başladı.  

Buradabecause of”dan sonra konulan isim yerine bir gerund” getirilebilir.  

I wasted my time because of wating for Ayşe all day long.
Gün boyunca Ayşe’yi beklemek yüzünden vaktimi harcadım.

 

18) ''It'' / Part 1 / Zamirinin Diğer Kullanılışları - 1.Bölüm

''It'' / Part 1
Zamirinin Diğer Kullanılışları - 1.Bölüm

"It" bilindiği gibi İngilizce'de işaret zamiridir ve "o" anlamına gelir. Ancak buradaki kullanılış şeklinde "o" olarak tercüme edilmemesi gerekir.

Bunu bir cümle kalıbı olarak öğrenelim. 

 
to be fiili
adjective
infinitive
It
is
easy
to learn English.
İngilizce öğrenmek kolaydır.

It is dangerous to lean out of the window.
Pencereden dışarıya sarkmak tehlikelidir.  

It is very nice to swim in the sea.
Denizde yüzmek çok güzeldir.   

It is easy to read this book.
Bu kitabı okumak çok kolaydır.  

It is impossible to save money now.
Şimdi para biriktirmek imkansızdır.   

It is harmful to smoke.
Sigara içmek zararlıdır.  

It is too late to do anything.
Bir şey yapmak için çok geç. 
 

Olumsuz şekli,  

It is not easy to refuse an invitation.
Bir daveti reddetmek kolay değildir.   

It is not difficult to climb a mountain.
Bir dağa tırmanmak zor değildir.  

Soru şekli,   

Is it easy to learn English?
İngilizce öğrenmek kolay mıdır?  

Is it easy to run on the snow?
Karda koşmak kolay mıdır?  

Is it possible to see him?
Onu görmek mümkün müdür?

 

Olumsuz soru şekli,   

Isn’t it easy to learn English?
İngilizce öğrenmek kolay değil midir?   

Isn’t it dangerous to drive so fast?
O kadar hızlı araba sürmek tehlikeli değil midir? 

 

19) ''It'' / Part 2 / Zamirinin Diğer Kullanılışları - 2.Bölüm

''It'' / Part 2
Zamirinin Diğer Kullanılışları - 2.Bölüm

Bu çeşit cümleler “Simple Past Tense” olarak kurulmak istenirse “is” yerine “was” kullanılır.  

It was too late to do anything.
Bir şey yapmak için çok geçti.   

It was very nice to receive a letter from you.
Senden bir mektup almak çok güzeldi.   

It was impossible to open that door.
Şu kapıyı açmak imkansızdı.  

  “Objective Pronoun” (nesne durumundaki zamir) ile beraber kullanımı; 

 
to be fiili
adjective
for
objective pronoun
infinitive
It
is
easy
for
me
to learn English.
Benim için İngilizce öğrenmek kolaydır.

It is difficult for him to play football.
Onun için futbol oynamak zordur.   

It is impossible for me to see him.
Benim için onu görmek imkansızdır.  

It is very easy for them to swim in the river.
Onlar için nehirde yüzmek çok kolaydır.   

It is important for you to win the game.
Sizin için maçı kazanmak önemlidir.  
 

Olumsuz şekli,   

It is not easy for me to find her.
Onu bulmak benim için kolay değil.  

It is not difficult for them to pass the exam.
Onlar için sınavı geçmek zor değildir.  

Soru şekli,  

Is it difficult for you to study French?
Sizin için Fransızca çalışmak zor mudur?  

Is it easy for him to play tennis?
Onun için tenis oynamak kolay mıdır?  

Bu çatı ile “Simple Past Tense” cümle kurulmak istenirse, yine “is” yerine “was” kullanılır.   

It was difficult for them to study mathematics.
Onlar için matematik çalışmak zordu. 

It was difficult for me to leave you.
Senden ayrılmak benim için zordu

 

20) Prepositions / Part 1 / İngilizce Edatlar - 1.Bölüm

Prepositions / Part 1
İngilizce Edatlar - 1.Bölüm

İngilizce'de edatlar fiilerle, etkileri altında bıraktıkları kelime arasında ilgi kurarlar.   

He walked around the field.
O, tarlanın etrafında yürüdü. (dolaştı)  

“Around” bir edattır. Çünkü etkisi altında olan “field” (tarla) kelimesiyle “walk” (yürümek) fiilinin arasında ilgi kurmuştur.
 
in
içinde
into
içinde
through
arasından
beyond
ötesinde
on
üzerinde
from
-den, -dan
about
civarında, hakkında
near
yakında, yakınında
along
boyunca
above
yukarıda
under
altında
below
aşağısında
behind
arkasında
before
önce, önünde
to
-e, -a
among
arasında (ikiden fazla şey arasında)
between
arasında (iki şey arasında)
up
yukarı
across
çaprazlama, karşıdan karşıya
beside
yanında, göre
against
karşı
without
-siz, -sız, -süz, -suz
within
içinde
upon
üzerinde
at
-de, -da
by
yanında, vasıtası ile, tarafından
with
ile, beraber
like
gibi
till
-e kadar
for
için
over
üzerinde
around
etrafında
besides
-den, başka


21) Prepositions / Part 2 / İngilizce Edatlar - 2.Bölüm

Prepositions / Part 2
İngilizce Edatlar - 2.Bölüm


In
İçinde

John is in the classroom.
John sınıfın içindedir. 

He is in a bad temper.
Onun morali bozuktur.  

Fish swim in water.
Balık (balıklar) suda yüzer.   

He lives in London.
O, Londra’da oturur.  

Into
İçinde

Mary fell into the sea.
Mary denize düştü. 

My mother cuts the onion into thin slices.
Annem soğanı ince dilimlere keser.  

I poured the water into the saucepan.
Suyu tencerenin içine döktüm.  

He went into the army.
O, askere gitti.  

Through
Arasından

Go through the door.
Kapının arasından git. (Kapıdan geç.)  

Beyond
Ötesinde

There is a green valley beyond the mountains.
Dağların ötesinde yeşil bir vadi vardır.  

On
Üzerinde

The book is on the table.
Kitap masanın üzerindedir. 

Don’t insist on his coming.
Onun gelmesinde ısrar etmeyin. 

It depends on his money.
O, onun parasına bağlı.  

From
-den, -dan

He started from home at eight o’clock.
O, evden saat sekizde hareket etti.   

He worked from morning till night.
O, sabahtan akşama kadar çalıştı. 

It depends on my health.
O, benim sağlık durumuma bağlı.  

Have you any money on you?
Üzerinde hiç para var mı?  

I will go to Paris on Sunday.
Pazar günü Paris’e gideceğim.

 

22) Prepositions / Part 3 / İngilizce Edatlar - 3.Bölüm

Prepositions / Part 3
İngilizce Edatlar - 3.Bölüm


About
Civarında, hakkında

Walk about the square.
Meydanın civarında dolaş.   

They read about the accident in the newspaper.
Onlar kaza hakkında gazetede okudular.  

Near
Yakında, yakınında

He was sitting near the stove.
O, sobanın yakınında oturuyordu.  

Along
Boyunca

The boats are tied along the shore.
Sandallar sahil boyunca bağlıdırlar. 

Above
Yukarıda

The clouds are above the earth.
Bulutlar yeryüzünün yukarılarındadırlar. 

We were flying above the clouds.
Biz bulutların üzerinde uçuyorduk.  

The sun rose above the horizon.
Güneş ufkun üzerinde yükseldi.  

Under
Altında

The cat is under the table.
Kedi masanın altındadır.   

We passed under several bridges.
Biz, birçok köprülerin altından geçtik.

 

Below
Aşağısında

The mountains are below the clouds.
Dağlar bulutların aşağısındadır. 

His overcoat reaches just below the knees.
Onun paltosu tam dizlerinin altına gelir.

 

Behind
Arkasında

The vegetable gardens are behind the houses.
Sebze bahçeleri evlerin arkasındadır.   

The boy was hiding behind a tree.
Çocuk bir ağacın arkasında saklanıyordu.

 

Before
Önce, önünde

Before Antalya there are high mountains.
Antalya’dan önce yüksek dağlar vardır. 

He came two days before Christmas.
O, Noel’den iki gün önce geldi.

 

To
-e, -a

We went to Lüleburgaz last Sunday.
Biz geçen pazar Lüleburgaz’a gittik. 

Ali walks to school evrey day.
Ali hergün okula yürür.   

He sent a letter to me last week.
O, geçen hafta bana bir mektup gönderdi. 

 

Among
Arasında (ikiden fazla şey arasında

Let us walk among the trees.
Haydi, ağaçlar arasında yürüyelim. 
 

Between
Arasında (iki şey arasında)

Ali is sitting between Ayşe and Fatma.
Ali, Ayşe ile Fatma’nın arasında oturuyor. 
 

Up
Yukarı

Mary climbed up the rope
Mary ipe tırmandı.

 

23) Prepositions / Part 4 / İngilizce Edatlar - 4.Bölüm

Prepositions / Part 4
İngilizce Edatlar - 4.Bölüm


Across
Çaprazlama, Karşıdan karşıya

We swam across the river.
Biz nehri karşıdan karşıya yüzdük.  

Her house is just across the street.
Onun evi sokağın tam karşısındadır.  

 

Beside
Yanında, göre

You are quite tall beside your brother.
Kardeşinize göre oldukça uzun boylusunuz.

  

Against
Karşı

They sailed against the wind.
Onlar rüzgara karşı yelken açtılar. 

He hit his head against the wall.
O, başını duvara vurdu.

 

Without
-siz, -sız, -süz, -suz

We are learning English without teacher.
Biz İngilizce’yi öğretmensiz öğreniyoruz.

 

Within
İçinde

They danced within the house.
Onlar evin içinde dansettiler. 

This is not within my power.
Bu benim gücüm dahilinde değildir.  

 

Upon
Üzerinde

The tiger sprang upon the elephant.
Kaplan filin üzerine sıçradı.

 

At
-de, -da

He is at home now.
O, şimdi evdedir.   

My grandfather is still at the table.
Büyükbabam hâlâ masadadır.  

 

By
Yanında, vasıtası ile, tarafından

Sit by me.
Yanıma otur. 

I went to Ankara by plane.
Ankara’ya uçakla gittim.  

They came one by one.
Onlar birer birer geldiler.  

He took my pencil by mistake.
O, benim kalemimi yanlışlıkla aldı.  

This book is written by Bernard Shaw.
Bu kitap Bernard Shaw tarafından yazılmıştır. 

Olive oil is sold by the litre.
Zeytinyağı litre ile satılır. 

In the cinema we sit side by side.
Biz sinemada yanyana otururuz.  

I know Esin Deniz by sight.
Esin Deniz’I şahsen tanırım. (görmekle)

 

24) Prepositions / Part 5 / İngilizce Edatlar - 5.Bölüm

Prepositions / Part 5
İngilizce Edatlar - 5.Bölüm


With
İle, beraber

I will go to the cinema with my father.
Babamla sinemaya gideceğim. 

They saw me with my friend.
Onlar beni arkadaşımla gördüler.  

What do they do with their ears?
Onlar kulakları ile ne yaparlar?  

They hear with their ears.
Onlar kulakları ile İşitirler. 

What do you do with your nose?
Burnunuzla ne yaparsınız?   

I smell with my nose.
Burnumla koklarım. 

What does Mary do with her eyes?
Mary gözleri ile ne yapar?  

Like
Gibi

He is not like me.
O, benim gibi değildir.  

He is like his father.
O, babası gibidir.

 

Till
-e kadar

I waited for you till 9 o’clock last night.
Geçen akşam seni saat 9’a kadar bekledim. 

We didn’t get home till 2 o’clock.
Biz saat ikiye kadar eve varmadık.

 

For
İçin

He worked hard for a prize.
O, bir ödül için çok çalıştı. 

They went to Çamlıca for a picnic.
Onlar piknik için Çamlıca’ya gittiler.  

He lived here for five years.
O, burada beş yıl yaşadı. (oturdu)  

 

Over
Üzerinde

My umbrella is over my head.
Şemsiyem başımın üzerindedir. 

Ahmet fell over on the ice.
Ahmet buzda düştü.

 

Around
Etrafında

The Children run around the house.
Çocuklar evin etrafında koştular. 

From all around we heard the noise.
Gürültüyü her taraftan işittik.

 

Besides
-den, başka

 I have two sons in İstanbul Besides one in London.
Londra’daki bir taneden başka, İstanbul’da iki oğlum var. 

You should think it over.
Onun üzerinde düşünseydin

Kaynak: LimasolluNaci Öğretim Yayınları






Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsmin:
Mesajınız:

Arama Butonu